Sektörden Haberler
2025-82 Danıştay Özel Hukuk Kişileri Arasında Yapılan Vergi Kesintileri İçin Vergi Mahkemelerinde Dava Açabileceğine Hükmetmiştir.
Tarih: 24.04.2025
Sayı: 2025/82
Konu: Danıştay Özel Hukuk Kişileri Arasında Yapılan Vergi Kesintileri İçin Vergi Mahkemelerinde Dava Açabileceğine Hükmetmiştir.
24.04.2025 tarihli ve 32880 sayılı Resmi Gazetede 2025/119 ile 2025/120 karar nolu Danıştay Yedinci Daire Başkanlığı kararları yayımlanmıştır. Yayımlanan bu Kararlar ile Danıştay, özel hukuk kişileri arasında yapılan vergi kesintileri için vergi mahkemelerinde dava açabileceğine hükmetmiştir.
MADDI OLAY:
Davacının Bankası Anonim Şirketi nezdindeki altın hesabı aracılığıyla 08/04/2022 tarihinde yapmış olduğu altın alımı işleminin kambiyo vergisine tabi olduğundan bahisle anılan banka tarafından tahsil edilen %1 oranında 39,90 TL banka ve sigorta muameleleri vergisinin iptali ile ödenen tutarın kesinti tarihinden itibaren işleyecek tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davada; ortada dava konusu edilebilecek herhangi bir idari işlem olmadığından, esas yönünden inceleme olanağı bulunmayan davanın incelenmeksizin reddine dair İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 31/10/2022 tarih ve E:2022/882, K:2022/2773 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2975 sayılı Danıştay Kanunu’nun 40. maddesinde, İçtihatları Birleştirme Kurulunun içtihatların birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkındaki kararlarının gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içerisinde Resmi Gazete’de yayımlanacağı, bu kararlara, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idarenin uymak zorunda olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 26/02/2013 tarih ve 28571 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 02/07/2012 tarih ve E:2009/1, K:2012/2 sayılı kararında; içtihat aykırılığına neden olan kararlara konu olan davalarda uyuşmazlığın esasını, işin yüklenicisi olan davacıların, ihale kararları ve diğer düzenlenen belgeler üzerinden hesaplanan ve ihale makamınca şirketlerin alacağından kesinti yapmak suretiyle ödenen damga vergisine karşı, vergi mükellefi veya sorumlusu olup olmadıklarına bakılmaksızın, vergi mahkemelerinde dava açma ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı hususunun oluşturduğu; vergi mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere alt vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları çözümleyeceği yönündeki 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinde yer alan hükme göre; vergiyi doğuran olay, mükellefiyet, muafiyet, istisna gibi tümüyle vergi hukukuna ilişkin konularda açılacak davaların vergi mahkemelerinde görülmesi gerektiği; vergi hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümünün, öncelikle 2577 sayılı Kanun’da belirtilen usuller ve bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere 213 sayılı Vergi Usul Kanunun’da yer alan usullere tabi olduğu, dolayısıyla 213 sayılı Kanun’un 377. Maddesinde mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenlerin, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemelerinde dava açabileceklerinin belirtildiği, mükellef ya da sorumlu olmayan, fakat vergilendirmeyle ilgili bir idari işlem nedeniyle hak veya menfaatinin ihlal edildiğini iddia eden ilgililerin, 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre iptal veya tarn yargı davası açmalarına engel oluşturmadığı; içtihadın birleştirilmesine konu kararlara ilişkin maddi olaylarda; ihale kararlarına ilişkin damga vergilerinin, ihaleyi kazanan yüklenicilerin hak edişlerinden kesilip, vergi dairesine yatırıldığı, böylece yüklenicilerin aldıkları hak edişlerde damga vergisi kadar azalmanın meydana geldiği, damga vergileri hak edişlerinden kesilen yüklenicilerin, söz konusu ihale kararlarının damga vergisine tabi olmayıp, muafiyet kapsamında sayılması gerektiğini iddia ederek, ortaya çıktığını öne sürdükleri hak ihlallerinin giderilmesi, vergi dairelerine yatırılan damga vergisi tutarlarının iadesi istemiyle dava açtıkları; açılmış olan bu davalarda uyuşmazlıkların, 488 sayılı Kanun’a uygun bir vergilendirme olup olmadığına ilişkin olduğu; bu hukuki sorunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün de, vergi hukukundan doğan uyuşmazlıkları görüp çözmekle görevli vergi yargısının görev alanına girdiği; öte yandan; yüklenicilerin ihale makamları aleyhine adli yargıda hak edişlerindeki azalma nedeniyle dava açmaları mümkün olmakla birlikte; sebepsiz zenginleşmeyle ilgili olarak açılacak bu davalarda, vergi idarelerinin damga vergisi tahsilat işlemlerinin denetiminin yapılamayacağı, vergi dairesinin hasım olmayacağı ve davalarda vergi dairesi aleyhine hüküm kurulamayacağının açık bulunduğu; dolayısıyla adli yargıda ihale makamları aleyhine dava açılabileceğinden bahisle vergi dairelerinin vergi tahsilat işlemlerinin yargısal denetiminden kaçınılmasının, hak arama özgürlüğü ve idari işlemlerin, Anayasa’da sayılan istisnalar dışında yargı denetimine tabi tutulacağı yolundaki Anayasa’nın 125. maddesinde yer alan kuralla bağdaşmayacağı; ayrıca, ihale makamlarınca damga vergilerinin vergi dairelerine yatırılmasının, sonuçta vergi idareleri tarafından yapılmış tahsilat işlemleri olduğunu gösterdiği; bu tahsilat işlemlerinin, vergilendirmeyle ilgili idari işlemler olduğunda duraksama bulunmadığı; anılan tahsilat işlemleriyle hak edişlerinin eksildiğini öne süren yüklenicilerin, haklarının ihlal edildiği iddiasıyla damga vergisi tahsilatının iptali veya ödenen tutarlarının iadesi istemiyle 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre vergi yargısında dava açmalarının mümkün bulunduğu gerekçesiyle ihale kararı üzerine ihale makamınca 488 sayılı Kanun’a göre hesaplanıp işi üstlenen şirketten kesilerek veya alınarak ihale makamınca vergi idaresine ödenen damga’ vergisi tahsilatının iptali veya tahsil edilen tutarın iadesi istemiyle işi üstlenen şirketin vergi mahkemesinde dava açabilmesi gerektiği sonucuna ulaşılarak aykırı içtihatlar Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları doğrultusunda birleştirilerek, içtihat aykırılığı giderilmiştir.
2577 sayılı Kanun’un 51. maddesinde ise, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından
kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz İsteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda; özel hukuk tüzel kişisi olan banka tarafından, altın alım bedeli üzerinden yapılan kesintinin vergi dairesine yatırılmasının, vergi idaresi tarafından yapılmış bir tahsilat işlemi olduğu açıktır. Vergi dairesi müdürlüğünce yapılan tahsilat işleminin ise kesin ve icrai bir işlem olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Bu itibarla, banka nezdinde bulunan hesabını kullanarak yaptığı altın alımı üzerinden kesilen banka ve sigorta muameleleri vergisinin davacının haklarını ihlal ettiği iddiası ile açılan davada, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun yukarıda sözü edilen kararı uyarınca işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinden, yukarıda yazılı gerekçeyle davayı incelenmeksizin reddeder vergi mahkemesi kararının yürürlükteki hukuka aykırı sonucu ifade etmesi sebebiyle hukuka uygunluk görülmemiştir.
Söz konusu Danıştay Kararlarına buradan ulaşılabilir.